Güneş Sistemi‘nde gezegenlerden çok daha uzakta yörüngede dönen küçük gök cisimleri üzerinde yapılan iki yeni çalışma, bu bedenlerin milyarlarca yıllık geçmişlerini silinmez şekilde taşıdığını ortaya koydu. James Webb Uzay Teleskobu (JWST) verilerini kullanan araştırmacılar, Neptün’ün ötesinde dönen Trans-Neptunian Objects (TNO), yani Neptün Ötesi Cisimlerin yüzey renklerini ve parlaklıklarını inceleyerek, bu cisimlerin oluşum yerinin bileşenini nasıl belirlediğini kanıtladı. Çalışmaların sonuçlarına göre, küçük gök cisimlerinin aslında beklenenin aksine çarpışmalarla orijinal kimliklerini koruduğu görüldü.

Klasik görüşe göre gezegenler varlıkları boyunca ilk başlangıç durumlarını muhafaza ederken, küçük güneş sistemi bedenleri gezegenlerin yerçekimi etkisiyle sık sık hareket ettirildiği için daha dramatik kaymalar yaşar ve bu da orijinal yapılarının büyük kısmını silerdi. Ancak iki yeni araştırma bu fikri baştan sona yıktı. Araştırmacılar, oluşum yeri bir bedenin bileşimini doğrudan etkilediğini hatırlatarak, Neptün ve Uranüs gibi buz devlerinin karasal sistem hattının ötesinde, yani “kar line” adı verilen bölgede şekillendiğini vurguladı. Buna karşın Dünya ve Venüs Güneş’e yakın bölgelerde oluşmuş, oradaki güneş rüzgârları bu bedenlerin atmosferinden hidrojen ve helyumu ayıklayarak iz bırakmış.

Olası Göç ve Büyük Bombardıman Dönemi

İkinci temel ilke ise bir beden oluştuğu yerde kalmadığı yönünde. Jüpiter ve Satürn oluşumları sırasında Güneş’e doğru içe göç etmiş, daha sonra “Büyük Göç” adlı olayla bugünkü yörüngelerine yerleşmişlerdi. Bu gezegen yeniden dizilimi yaklaşık 4 milyar yıl önce, yani Dünya’nın en büyük çarpışmaların yaşandığı “Geç Ağırlıklı Bombardıman” döneminin tetiklenmesine yol açmıştı. Araştırmacılar, bu olayın küçük cisimlerin tarihine dair ipuçlarını günümüze kadar taşıyıcı bir rol üstlendiğini belirtiyor.

Küçük bedenler gezegen yerçekimi etkisiyle savrulduğu için beklenenin aksine orijinal yapılarını koruyabiliyorlar; bu da yüzey renklerinde ve boyut dağılımlarında bugüne kadar ulaşan bir iz bırakıyor.

Araştırma ekibi

Klasik görüşün tersine, bu cisimlerin orijinal yapılarının büyük kısmının silinmediği tespit edildi. Bunun yerine, oluşum yerinin belirlediği bileşenin uzun yıllar boyunca ayakta kaldığı görüldü.

Sıcak ve Soğuk Cisimler Arasındaki Fark

Neptün ötesi cisimler iki geniş kategoriye ayrılıyor. Soğuk TNO’lar, güneş sisteminin kenarında bugünkü konumlarına yakın yerlerde oluşmuş ve yörüngeleri genellikle dairesel olup gezegenlerin yörüngesiyle aynı düzlemde bulunuyor. Sıcak TNO’lar ise Uranüs ile Neptün arasındaki bölgede şekillenmiş, büyük göç sırasında dış güneş sistemine doğru itilmişlerdi. Bu cisimlerin yörüngeleri çoğunlukla eliptik ve gezegen düzleminin dışında eğik.

İstatistiksel olarak bu iki türü ayırt etmek oldukça kolay; örneğin cüce gezegen Eris en büyük sıcak TNO iken, Makemake büyük bir soğuk TNO. Soğuk cisimler genellikle kırmızımsı bir yüzey rengine sahipken, sıcak cisimlerin renk dağılımı daha geniş. Araştırmacılar, bu ayrımın en küçük TNO’lar için bile geçerli olduğunu buldu. Sıcak ve soğuk cisimler bugün Güneş’e benzer mesafelerde yörüngede olsalar da, kökenlerine dair hikayeleri hâlâ renklerinde yazılı kalıyor.

Bu çalışmaların ayrıca, sıcak ve soğuk TNO’ların boyut dağılımlarının oldukça benzer olduğunu ortaya koyduğu görüldü. Bu durum, her iki grubun da varlıkları boyunca benzer çarpışma oranları yaşadığını işaret ediyor; yani sıcak cisimleri dış güneş sistemine iten sürecin şiddetli bir olay olmadığını gösteriyor.

Beklenenden Az ve Beklenen Hikayeler

Araştırmacıların ulaştığı başka bir bulgu da, küçük TNO’ların sayısının gezegen oluşum modellerinin tahmin ettiklerinden daha az olması yönünde. Bu durum, bu iki cisim türünün geçmişlerini neden koruyabildikleri sorusuna bir açıklama getirebilirken, aynı zamanda bu küçük bedenlerin nasıl oluştuğu konusundaki soruları da gündeme getiriyor.

Kaçan bu küçük TNO’ların henüz keşfedilmemişleri var ve anlatılacak daha fazla hikaye bekliyor. Araştırmacılar, Neptün ötesi bölgede daha fazlasının bulunacağını ve gelecekte ortaya çıkacak yeni bulguların kapılarını aralığını vurguladı.

İkinci çalışma ise JWST ve Hubble verilerini birleştirerek TNO’ların boyut dağılımını incelemeye odaklandı. Bu iki araştırma, güneş sisteminin en uzak köşelerinde dönen bu küçük bedenlerin, aslında çok daha eski ve daha derin bir geçmişe sahip olduklarını göstererek, astronomilerin evren okuma biçimini yeniden şekillendirmeye başlıyor.

İlginizi Çekebilir: Satürn’ün Güney Kutbu’nda 40 Yıllık Kardeşinin Yanına Yeni Bir Geometrik Yapı Eklendi →
Kaynak: Universe Today ↗