NASA, Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu‘nun ardından yeni bir gözlemci tanıtma yolunda önemli bir adım attı. Salı günü yapılan açıklamada, uzayın en uzak köşelerine bakmak için tasarlanan ve “Astrofizik İçin Uzak İnfrakızın Işınım Görevi” anlamına gelen PRIMA’nın, geliştirme sürecinde ikinci aşamaya, yani teknik incelemeler ve bütçe değerlendirmelerinin yapılabileceği B aşamasına geçtiği belirtildi.

Bu aşama, projenin ön tasarım çalışmalarının derinleştirilmesine ve NASA’nın teknik açıdan projeyi değerlendirmesine olanak tanırken, onaylanması halinde PRIMA’nın en üst maliyetinin 1,2 milyar dolar, yani yaklaşık 58,6 milyar lirayı bulacağı C aşamasına geçmesi öngörülüyor. Bu rakam, fırlatma ve diğer ek masrafları kapsamadığından, projenin nihai maliyeti bu tutardan daha yüksek olabilir.

Uzayın Derinliklerine Açılan Yeni Pencere

PRIMA, NASA’nın Üstün Araştırmalar Programı’nın yeni bir sınıfını da hayata geçiriyor: “Keşif Keşifleri” adı verilen bu misyonlar, daha önceki programların yol haritasında yer almayan bir kategori oluşturuyor. Görev, NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı tarafından yürütülecek ve aynı zamanda Goddard Uzay Uçuş Merkezi ile Marshall Uzay Uçuş Merkezi gibi NASA kurumlarıyla birlikte Kanada, Fransa, Almanya, Japonya, Güney Kore ve Birleşik Krallık uzay ajanslarıyla ortak bir çabayla geliştirilecek.

Projenin bilimsel merkezi olarak Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nün İnfrakızın Işınım İşleme ve Analiz Merkezi görevlendirilmiş durumda. Enstitü, bu merkezde teleskoptan gelen ham verilerin alınacağını, işleneceğini ve evrenin en derin gizemlerine yanıt arayan astronomların kullanımına sunulacağını vurguladı.

PRIMA görevi, insanlığın derin evrene bakacak bir sonraki penceresi. Evrensel zaman içinde gizemli olanları ortaya çıkararak gezegenlerin, yıldızların ve kara deliklerin oluşumunu daha iyi anlamamıza yardımcı olacak; hatta Dünya’daki suyun nasıl ortaya çıktığını anlamamızda da rol oynayacak.

Nicky Fox, NASA Merkez Ofisi’nde Bilim Misyonları Direktörlüğü Yardımcı Direktörü

Görevin gözlem çalışmalarında üç temel alet kullanılması planlanıyor. Bunlardan ilki, kriyojenik olarak soğutulan 1,8 metre çapında bir teleskobu; ikincisi, PRIMAger adıyla bilinen görüntüleyici polarimetre; üçüncüsü ise yüksek çözünürlüklü FIRESS adlı spektrometreyi oluşturuyor. Bu algılayıcıların temeli, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü ve Jet İtki Laboratuvarı’nın üç on yıl süren araştırmalara dayanıyor.

Üç On Yıllık Araştırmanın Meyvesi

Enstitü ve laboratuvarın uzun yıllara dayanan çalışmalarının ürünü olan bu algılayıcılar, PRIMA’nın uzak infrakızın ışınım kameralarını ve spektrometresini çalıştırmasını sağlayacak teknolojinin temelini oluşturuyor. Bu aletler sayesinde, insanlığın daha önce gözle alamadığı evrenin temel süreçlerini ortaya çıkarma imkanı doğuyor.

PRIMA, uzak infrakızın ışınım astronomisi için dev bir sıçrama niteliğinde. Arkadaşlarımızın öncülük ettiği algılayıcı teknolojisini, Enstitümüzün, Jet İtki Laboratuvarı’nın ve Analiz Merkezi’nin derin bilimsel uzmanlığını bir araya getirerek, uzun yıllardır gözden kaçan evrenin temel süreçlerini ortaya çıkarmaya yardımcı olacağız.

Ray Jayawardhana, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü Rektörü

PRIMA’nın 2033 yılında uzaya çıkması planlanıyor. Ancak fırlatma sağlayıcısının seçimi, ilerleyen bir tarihte NASA tarafından yapılacak.

Bu duyuru, NASA’nın son dönemde üst üste sıraladığı büyük uzay projelerinin bir parçası. Roman Uzay Teleskobu’nun başarıyla fırlatılmasının ardından, PRIMA ile birlikte insanlığın evrenin en soğuk ve en uzak bölgelerini inceleyebileceği yeni bir dönemin kapıları aralanıyor. Gözlemcinin tamamlanmasıyla, yıldızların doğumu, gezegenlerin oluşumu ve kara deliklerin gizemleri gibi yüzyıllardır merak edilen konulara dair ilk somut veriler elde edilecek.

İlginizi Çekebilir: NASA, SpaceX Crew-14 Göreviyle İstasyona Gönderilecek Dört Uzaycının Ekibini Tanıttı →
Kaynak: Spaceflightnow ↗