Alman astronom Karl Ludwig Harding, 1 Eylül 1804’te Bremen yakınlarındaki özel bir gözlemevinde bulunan 5 santimetrelik bir kırılmalı teleskopla gökyüzünü incelediğinde, Juno adını verdiği yeni bir gök cismi keşfetti. Harding, “Göksel Polis” olarak bilinen astronom grubunun bir parçasıydı. Bu grup, Mars ile Jüpiter arasında olması gereken ve Titius-Bode yasası (her gezegenin Güneş‘e olan mesafesini tahmin eden matematiksel bir formül) tarafından öngörülen “kayıp gezegeni” aramak için kendilerini adamışlardı.
Şimdi yaklaşık 233 kilometre çapında olduğu bilinen Juno, Ceres (1801) ve Pallas (1802)’tan sonra keşfedilen üçüncü asteroittir. Keşfedildiklerinde bu üç cisim de gezegen olarak sınıflandırılmıştı; ancak William Herschel’in 1850’lerde “gezegen olmaktan küçük” bu gök cisimleri için “asteroid” terimini tanıtmış olmasıyla birlikte, daha sonra yeniden sınıflandırıldılar. Bu ve diğer asteroitlerin varlığı, Göksel Polis’in bir başka üyesi Heinrich Olbers’in, asteroid kuşağının daha büyük bir gezegenin – o “kayıp gezegen” – yok edilmesiyle oluştuğunu öne sürmesine yol açtı. 20. yüzyılın ortalarında bu teori çürütülmüş olsa da, günümüzde kabul gören görüş, asteroitlerin bir gezegenin oluşumunun Jüpiter’in yerçekimi tarafından engellenmesi sonucu ortaya çıkan kalıntılar olduğudur.
Elisa Neckar, Astronomy dergisinin kıdemli prodüksiyon editörüdür ve Astronomy.com’daki “Tarih Boyunca Astronomi” köşesinin editörüdür.