NASA, ESA ve CSA’nın ortak geliştirdiği James Webb Uzay Teleskobu tarafından elde edilen en derin görüntü alanlarından birinde, Evren‘in oluşumundan yaklaşık 660 milyon yıl sonra, dikkat çekici bir parlak kırmızı leke keşfedilmiştir. MIT’deki astronomlar, bu lekenin tamamen yeni bir nesne sınıfının ilk doğrulanmış örneği olabileceğine inanıyor: bir kara delik yıldızı.

Görüntü: NASA / ESA / CSA / Webb / Naidu, doi: 10.1038/s41586-026-10846-4

MIT’deki astronom Rohan Naidu ve ekibi, Evren’in en erken dönemlerindeki bazı galaksileri ararken bu nesneyi tespit etti. “Mirage or Miracle” araştırması kapsamında yapılan çalışmalar sonucunda, MoM-BH-1 olarak adlandırılan bu kaynak, Webb’in daha mavi filtrelerinde neredeyse görünmezken, kırmızı filtrelerde olağanüstü bir parlaklık sergileyerek, uzak nesnelerde kaydedilen en aşırı renklerden birine sahip olduğunu gösterdi.

Yapılan detaylı spektroskopik analizler, bu durumun nedenini ortaya koydu: Nesne, normalde yıldızların dış katmanlarındaki yoğun gazla ilişkilendirilen bir dalga boyunda keskin bir parlaklık düşüşü olan en güçlü “Balmer kırılmasını” gösterdi. Bu tür bir kırılma, normal yıldızların üretebileceğinden çok daha şiddetliydi.

MoM-BH-1’in spektrumu ayrıca, olağandışı geniş hidrojenden oluşan emisyonlar ve bu emisyonların içinden geçen derin absorpsiyon özellikleri gösterdi; bu durum, tipik bir yıldızda bulunan gazdan çok daha yoğun bir gazın varlığına işaret ediyordu. Dr. Naidu, “Gözlemlediğimiz kırılma, herhangi bir nesnede gördüğümüz en derin kırılmadır ve bunun normal bir yıldızdan kaynaklanmadığını gösteriyor” dedi.

“Ancak bu durum, çok büyük ölçekte ‘yıldız atmosferi’nin yeni bir türüne tanık olup olmadığımızı merak etmemize neden oldu.” Ayrıca, bu kırmızı noktanın ışığı neredeyse hiç metal veya hidrojenden ve helyumdan başka element içermiyordu; bu da onu birçok açıdan benzersiz kılıyordu.

Araştırmacılar, bu yapıyı açıklamak için, Güneş’in yaklaşık 100.000 ila 10 milyon katı kütleye sahip bir kara delik ve etrafında yaklaşık 10 ila 100 astronomi birimi çapında (yani, yaklaşık olarak Güneş Sistemi’nin büyüklüğünde) son derece yoğun ve türbülanslı bir hidrojenden oluşan gaz bulutu olduğunu varsaydılar. Kara deliğin etrafındaki bu gaz bulutundan yayılan ışık, nesnenin tuhaf spektral parmak izini oluştururken, kırmızılığını açıklamak için neredeyse hiç toz gerekmektedir.

Önemlisi, MoM-BH-1’in ışık çıkışı, nükleer füzyonun üretebileceğinden çok daha yüksekti; bu da normal bir yıldızın kaynağı olmadığını ve bunun yerine aktif olarak madde yiyen bir kara deliğin varlığına işaret ediyordu. Hatta bazı kanıtlar, bu kara deliğin Eddington limiti olan maksimum madde akış hızının üzerinde büyüdüğünü gösteriyor.

Bilim insanları ayrıca, nesnenin yaklaşık iki ay içinde %30 oranında parlaklık kazandığına dair ilk belirtileri tespit ettiler; bu da aktif bir şekilde madde yiyen bir kara deliğin başka bir özelliğidir. Dr. Naidu, “Bu nesne hakkında sahip olduğumuz fikirler çok hızlı bir şekilde değişiyor” dedi.

“Şu anda, Güneş’in 100.000 katı kütleye sahip bir merkezi kara delik olduğunu düşünüyoruz.” Ayrıca, bu kara deliğin etrafında, Güneş Sistemi büyüklüğünde bir gaz bulutunun bulunduğunu ve bunun da yıldız gibi görünen bir yapı oluşturduğunu belirtiyor.

“Bu tür kırmızı noktalar, erken Evren’de her yerde bulunuyordu, ancak günümüzde neredeyse tamamen ortadan kayboluyor.” Bu nesnelerin tam olarak ne olduğu, Webb dönemi boyunca en çok tartışılan konulardan biri olmuştur.

Bu keşif, bugün yayınlanan ve Nature dergisinde yer alan bir makalede detaylı olarak açıklanmıştır. (R.P. Naidu et al., 2026. A gas-enshrouded and gas-reddened black hole at cosmic dawn. Nature 656, 329-333; doi: 10.1038/s41586-026-10846-4)

Kaynak: Sci.News Archaeology & Paleontology

Google Haberler & Keşfet
Google’da Takip Edin
Son dakika haberlerini ve analizleri Keşfet akışınızda anında görün

Takip Et