Kanada’nın Lethbridge Üniversitesi bilim insanlarının liderliğindeki yeni bir araştırma, uçamayan ve 1600’lü yıllarda yok olan dodo kuşunun (Raphus cucullatus) dünyayı nasıl algıladığına dair en detaylı bilgileri sunuyor. Araştırma, “aptal kuş” olarak bilinen bu türün, yaygın inanışın aksine, çok daha karmaşık bir duyusal yaşama sahip olduğunu gösteriyor.
Dodo kuşu (Raphus cucullatus), Frederick William Frohawk, 1905.
Dodo ve yakın akrabası Rodrigues Solitaire (Pezophaps solitaria), insan kaynaklı yok oluşun en bilinen sembollerinden ikisi. Ancak bu türler hakkında davranışları konusunda çok az şey bilinmekteydi.
“Doğanın üzerinde insan etkisinin yoğun olarak hissedildiği hayvanlar arasında dodo kuşunun özel bir yeri var,” diyor Lethbridge Üniversitesi’nden doktora adayı Sara Citron ve meslektaşları.
Mauritius adasına özgü olan uçamayan dodo kuşu, insanlığın yok etme rolü konusunda farkındalık yaratmış ve koruma biyolojisinin ortaya çıkmasına öncülük etmiştir. Dodo hakkında yapılan kapsamlı araştırmalar, türün biyolojisiyle ilgili önemli bilgiler sağlamış olsa da, hala tartışmalı konular bulunmaktadır.
Dodo’nun yok oluşundan sonra, davranışları ve ekolojisi hakkında sınırlı ve genellikle yanlış bilgilere sahip olunduğu için, bu kuşların davranışları hakkında doğrudan gözlemler yapılmamıştır. Rodrigues Solitaire’in davranışları ise, François Leguat (1691-93) ve Julien Tafforet (1725-26) tarafından yazılanlara göre daha iyi bilinmektedir.
Bu çalışmada, araştırmacılar dodo ve Rodrigues Solitaire kafatası BT taramalarını, 36 farklı güvercin türünün kafatası verileriyle karşılaştırmışlardır. Bu analizler, göz yuvaları, sinir yolları ve 3 boyutlu beyin rekonstruksiyonları (endokastlar) üzerine odaklanmıştır.
Bulgular, bu iki yakın akraba tür arasında önemli farklılıklar olduğunu gösteriyor. Rodrigues Solitaire’in, genel olarak güvercinlere benzemesine rağmen, duyusal sistemleri yaşayan akrabalarına daha çok benziyor. Ancak dodo kuşu farklı bir yapıya sahip.
Araştırmacılar, dodo’nun optik loblarının (görsel bilgiyi işleyen beyin bölgesi), Nicobar güvercini gibi yakın türlerine göre üç kat daha küçük olduğunu tespit etmişlerdir. Bu durum, dodo’nun görsel yeteneklerinin daha sınırlı olabileceğini ve kuşun gün ışığı yerine şafak ve alacakaranlık saatlerinde daha aktif olabileceğini düşündürmektedir.
“Dodo’ların daha loş ortamlarda görme konusunda daha iyi adapte olduğunu düşünüyoruz,” diyor Flinders Üniversitesi’nden Profesör Vera Weisbecker. “Hafifçe daha büyük gözlere sahip olmalarına rağmen, optik lobları alışılmadık derecede küçüktür. Bu, ışığın beyne daha az sinir yoluyla ulaşması nedeniyle görsel yeteneklerin daha zayıf olabileceği anlamına gelir.”
Benzer şekilde, dodo’nun koku ampulleri diğer güvercinlere göre daha büyük bulunmuştur, bu da kuşun sıra dışı bir koku duyusuna sahip olduğunu gösteriyor. Ayrıca, gagadan gelen dokunsal hissi taşıyan trigeminal sinirde de genişleme belirtileri gözlemlenmiştir.
Önemli olarak, araştırmacılar dodo’nun bilişsel yetenekleriyle ilgili herhangi bir azalma bulamamışlardır, bu da kuşun insanlarla olan ilişkisinin zekâ eksikliğiyle ilgili olmadığına işaret etmektedir. Her iki kuşun da sıra dışı sesler kullanarak iletişim kurduğu düşünülmektedir.
“Dodo’nun daha az zeki olduğunu söylemek doğru değil; güvercinlerin oldukça zeki olduğu bilinmektedir,” diyor Lethbridge Üniversitesi’nden Dr. Andrew Iwaniuk. “Dodo, tuhaf bir kafatasına sahip olsa da, beyinlerinin bilişsel işlevleri için ayrılan bölüm tamamen normal boyutlardadır.”
Çalışmanın sonuçları, 5 Ağustos 2026 tarihinde Zoological Journal of the Linnean Society dergisinde yayınlanmıştır (Sara Citron et al., 2026).
Kaynak: Sci.News Archaeology & Paleontology