Çoğu eleştirmen, “Green Lantern” filmini “korkunç” ile “insanlığa ihanet” arasında bir yerde değerlendirmiş. Bu durum, tartışmayı “Acaba gerçekten bu kadar kötü mü?” sorusuna yöneltiyor. Cevap basit: Hayır, aslında o kadar da kötü değil.
“Ghost Rider”, “Elektra”, “Catwoman”, “The League of Extraordinary Gentlemen” (özür dilerim, “LXG”) ve efsanevi eleştirilerin hedefi olan “Batman & Robin” gibi birçok kötü çizgi roman filmi var. Teselli kaynağı olarak şunu bilin: “Green Lantern”, bu filmlerin tamamından önemli ölçüde daha iyi.
Ancak “en kötüsünden bile daha iyi olmak”, sadece en kötü DVD kutusu alıntısı olmanın ötesinde, bir film hakkında pek çok şey anlatmıyor.
“Green Lantern”, son yılların çizgi roman filmlerinden, kelimesi kelimesine “Sin City” çevirisinin dışında, kaynak materyale en yakın olanlardan biri. Bir çizgi roman hayranı için, bu başlı başına birçok şeyi ifade ediyor: Abin Sur, Sinestro, Kilowog, Tomar-Re, Guardians ve Oa’nın kendisi tüm detaylarıyla filme yansıtılmış. Ek olarak, çizgi roman sayfalarından alınan görsellerin büyük ekranda hayat bulması, her çizgi roman hayranı için filmin çekiciliğinin önemli bir parçası.
Ryan Reynolds’un Hal Jordan rolü ilk başta bazıları tarafından tuhaf bir seçim olarak görülmüştü. Ancak Reynolds, “Van Wilder” filmindeki performansıyla tanınırken, burada “sorunlu test pilotu” imajından “yeni bir süper kahraman”a geçişte başarılı oluyor. Üçüncü perdede, televizyon spotlarında duyduğunuz “Green Lantern’ın ışığı!” şeklindeki etkileyici repliğiyle daha karizmatik bir hale geliyor. Ancak bu durum uzun sürmüyor.
İlk fragmandan sonra hayranların endişelenmesine neden olan tüm konular tamamen asılsız çıktı: “Çok fazla komik öğe mi?” Evet, Hal Jordan, Carol Ferris’e “Hadi şu pantolonları çıkarıp biraz uçalım” diyor, ancak bu tür anlar sadece bunlarla sınırlı. “Çok fazla CGI karakteri mi? Bu durum ‘Yıldız Savaşları: Bölüm 1’ anımsatıyor mu?” Oa sahneleri oldukça kısa tutulmuş (izleyici, Green Lantern Corps’u daha yakından görmek istiyor) ve yaratıklar genel olarak iyi entegre edilmiş. “Green Lantern kostümünün ayakları mı var, yoksa botları mı?” Bunu fark etmek için gerçekten dikkatli bakmanız gerekiyor. “Blake Lively kötü bir oyuncu mu?” Belki de Oscar veya MTV Movie Award kazanmayacak (bu ödülleri kazanmak için “Twilight” filminde oynamanız gerekiyor), ancak bu rolde yeterince başarılı.
Aslında, yönetmen Martin Campbell liderliğindeki yapımcılar, filmden her türlü “çocukça” öğeyi çıkarmaya o kadar odaklanmışlardı ki, aynı zamanda filmin çekiciliğini de kaybettiler. Örneğin, “X-Men: First Class”ta Xavier ve Magneto arasındaki dostluğun gelişimi filmi daha eğlenceli hale getiriyordu. Aynı şekilde, “Thor” filminde baş karakterin rahat tavırları da filmin genel atmosferine katkıda bulunuyordu.
“Green Lantern”da bu türden öğeler pek fazla yer almıyor.
Hal Jordan ile Carol Ferris arasındaki romantizm belirsiz başlıyor ve bitiyor. İkisi arasında bir şeyler olduğu anlaşılıyor, ancak onları bir çift olarak desteklemek için pek bir neden yok.
Hal’in Thomas Kalmaku ile olan arkadaşlığı (filmde eski çizgi roman adıyla “Pieface” olarak anılmıyor) sadece birkaç olay örgüsünü ilerletmek amacıyla kullanılmış. Hal’in kardeşleriyle ilgili bir sahne var, bu da süper kahraman filmlerinde nadir görülen bir detay, ancak bu konu pek fazla işlenmiyor.
Filmin en aksiyon dolu sahnelerinden biri, ortadaki bir davette yaşanan olaylar. Ancak filmin asıl finali biraz tatminsiz, çünkü filmin ana kötü karakteri Parallax, filmde temel olarak yüzü olan sarı bir kasırga olarak tasvir edilmiş. Bu durum, çizgi romanlardaki Parallax’ın daha çok böcek gibi görünmesiyle karşılaştırıldığında pek de iyi sonuçlanmamış.
Elbette “Green Lantern”da beğenilebilecek şeyler var. Peter Sarsgaard (Hector Hammond) ve Mark Strong (Sinestro) rollerinde başarılılar. Ayrıca, Tim Robbins (Hector’un senatör babası), Angela Bassett (DC evreninin önemli karakteri Amanda Waller), Geoffrey Rush (Tomar-Re’nin sesi) gibi birçok iyi oyuncu da filimde yer alıyor, ancak bu karakterlerin rolleri genellikle sınırlı.
“Green Lantern”de kesinlikle kötü bir şey yok, ancak aynı zamanda unutulmaz bir film de değil. Uzay yolculuğu, egzotik yaratıklar ve kullanıcının düşündüğü her şeyi oluşturabilen bir halkanın olduğu bir film için, bu büyük bir fırsat kaçırmış gibi duruyor.
Bu hikaye , ‘in bir sitesinde yayınlanmıştır. Newsarama’yı ve ziyaret edin.
Kaynak: Space.com