İçeriğe geç
UZAY VE ASTRONOMİ PORTALI
SözlükForum
Uzayı.com

Gökyüzünden gelen haberler
ve merak uyandıran hikâyeler.

Ana sayfaKara Delikler
Kara Delikler

AdS/CFT Dualitesi: İki Teori Arasındaki Varsayımsal Köprü

İki Farklı Teoriyi Bağlayan Varsayımsal İlişki Teorik fizikte anti-de Sitter/konformal alan teorisi dualitesi, sıklıkla AdS/CFT olarak kısaltılır ve bazen...

Yayın:

İki Farklı Teoriyi Bağlayan Varsayımsal İlişki

Teorik fizikte anti-de Sitter/konformal alan teorisi dualitesi, sıklıkla AdS/CFT olarak kısaltılır ve bazen Maldacena dualitesi veya ayar/kütleçekim dualitesi olarak da adlandırılır. İki farklı fiziksel teori arasındaki varsayımsal bir ilişkiyi temsil eder. Bir tarafta, M-teorisi veya sicim teorisi formülasyonları aracılığıyla kuantum kütleçekimi teorilerinde kullanılan anti-de Sitter uzayları (AdS) bulunur. Dualitenin diğer tarafında ise, temel parçacıkları tanımlayan Yang-Mills teorilerine benzeyen teorileri de içeren, kuantum alan teorileri (QFT) sınıfından konformal alan teorileri (CFT) yer alır.

Bu dualite, sicim teorisini ve kuantum kütleçekimini anlamamızda atılmış büyük bir adımı temsil eder. Bunun nedeni, sicim teorisinin belirli sınır koşulları ile pertürbatif olmayan (kesin) bir formülasyonunu sağlaması ve kuantum kütleçekimi alanında ilk olarak Gerard ‘t Hooft tarafından öne sürülüp Leonard Susskind tarafından geliştirilen holografi ilkesinin en başarılı uygulaması olmasıdır.

Bu dualite aynı zamanda güçlü etkileşimli kuantum alan teorilerini incelemek için son derece güçlü bir matematiksel araç seti sunar. Kullanışlılığının büyük bir kısmı, bunun bir “güçlü-zayıf” dualitesi olmasından kaynaklanır. Kuantum alan teorisindeki alanlar birbirleriyle güçlü bir şekilde etkileşirken, kütleçekim teorisindeki karşılıkları zayıf bir şekilde etkileşir ve bu durum hesaplamaları matematiksel olarak daha çözülebilir hale getirir. Bu olgu, nükleer fizik ve yoğun madde fiziğindeki karmaşık problemlerin, sicim teorisindeki matematiksel olarak daha kolay ele alınabilen problemlere dönüştürülerek incelenmesi için kullanılmaktadır.

Uzayı sitesini Google’da tercih edilen kaynak olarak seç

Tarihsel Gelişim ve Akademik Yansıma

AdS/CFT dualitesi ilk olarak 1997 yılının sonlarında Juan Maldacena tarafından öne sürülmüştür. Bu dualite hakkındaki önemli hususlar kısa bir süre sonra, biri Steven Gubser, Igor Klebanov ve Alexander Polyakov, diğeri ise Edward Witten tarafından yazılan iki makalede daha da detaylandırılmıştır. 2015 yılı itibarıyla Maldacena’nın makalesi 10.000’den fazla atıf alarak yüksek enerji fiziği alanında en çok atıf alan makale olmuştur.

AdS/CFT dualitesinin en öne çıkan örneklerinden biri AdS5/CFT4 dualitesidir: Bu, 3+1 boyuttaki N = 4 süpersimetrik Yang-Mills teorisi ile AdS5 × S5 uzayı üzerindeki tip IIB süpersicim teorisi arasındaki ilişkidir.

Kuantum Yerçekimi ve Sicim Teorisi Bağlamı

Şu anki yerçekimi anlayışımız Albert Einstein’ın genel görelilik teorisine dayanır. 1915’te formülize edilen genel görelilik yerçekimini uzayın geometrisi ve zaman veya uzayzamanı bağlamında açıklar. Isaac Newton ve James Clark Maxwell gibi fizikçiler tarafından geliştirilen klasik fizik dilinde formülize edilmiştir. Diğer yerçekimsel olmayan kuvvetler kuantum mekaniği çerçevesinde açıklanmıştır.

Kuantum yerçekimi, fiziğin yerçekimini kuantum mekaniği prensiplerini kullanarak tanımlamaya çalışan bir dalıdır. Şu anda kuantum yerçekimine en popüler yaklaşım temel parçacıkları 0 boyutlu noktalar değil sicim denilen bir boyutlu objeler olarak modelleyen sicim teorisidir. AdS/CFT iletişinde tipik olarak kuantum yerçekimi teorileri sicim teorisinden veya onun modern uzantısı M-teorisinden türemiş olarak kabul edilir.

Sicim teorisi ve M-teorisinin tuhaf bir özelliği bu teorilerin matematiksel tutarlılık için uzayzamanın ekstra boyutlarını gerektirmesidir: M-teorisinde 11 iken sicim teorisinde uzayzaman 10 boyutludur. AdS/CFT iletişimi içinde ortaya çıkan kuantum yerçekimi teorileri tipik olarak kompaktlaştırma diye bilinen bir işlemle sicim ve M-teorilerinden elde edilmektedir. Bu uzay zamanın daha az boyutlu olduğu ve ekstra boyutların çemberler şeklinde kıvrıldığı teoriler üretir.

Anti-de Sitter Uzayı Geometrisi ve Holografi

AdS/CFT iletişinde sicim teorisi veya M-teorisi bir anti-de Sitter altyapısı üzerinde ele alınır. Bu uzayzamanı geometrisinin anti-de Sitter uzayı diye adlandırılan Einstein eşitliklerinin belirli vakum çözümleri bakımından tanımlanması anlamına gelir. Anti-de Sitter uzayı uzay zamanının noktalar arası mesafe kavramının Euclide geometrisinden farklı olduğu bir matematiksel modeldir.

Anti-de Sitter uzayının önemli bir özelliği sınırıdır. Bu sınırların bir özelliği her noktanın etrafında lokal olarak yerçekimsel olmayan fizikte kullanılan uzayzaman modeli Minkowski uzayı gibi görünmesidir. Bu gözlem anti-de Sitter uzayının sınırının bir konformal alan teorisi için uzay zaman olarak kabul edilebileceğini ifade eden AdS/CFT iletişiminin başlama noktasıdır.

Anti-de Sitter uzayının sınırının anti-de Sitter uzayının kendisinden daha az boyuta sahip olduğu unutulmamalıdır. Örneğin üç boyutlu örnekte sınır iki boyutlu yüzeydir. AdS/CFT iletişimi sıklıkla holografik bir ikilik olarak tanımlanır çünkü iki teori arasındaki ilişki 3 boyutlu bir obje ve hologram şeklindeki görüntüsü arasındaki ilişkiye benzer. Bir hologram 2 boyutlu olmasına rağmen, gösterdiği objenin her 3 boyutu için bilgi şifreler.

Karadelik Bilgi Paradoksu ve Çözüm

1975’te Stephan Hawking karadeliklerin tamamen kara olmadığını ve kuantum etkilerine bağlı olarak olay ufku yakınlarında radyasyon yaydığını öne süren bir hesaplama yayınlamıştır. İlk başta Hawking’in sonucu teoristler için bir problem arz etmiştir çünkü karadeliğin bilgiyi yok ettiğini öne sürmektedir. Daha net olarak Hawking’in hesaplaması kuantum mekaniğinin fiziksel sistemlerin Schrödinger eşitliklerine göre zamana bağlı olarak geliştiğini belirten temel esasları ile çakışıyor gibi görünmektedir.

AdS/CFT iletişimi karadelik bilgi paradoksunu en azından bir derece çözmüştür çünkü bir karadeliğin nasıl bir tutumla gelişeceğini kuantum mekaniği ile bağlantılı şekilde göstermiştir. Aslında karadelikler AdS/CFT iletişimi içinde ele alınabilir ve herhangi böyle bir karadeliğin anti-de Sitter uzayının sınırı üzerindeki parçacıkların bir konfigürasyonuna karşılık geldiği söylenebilir. Bu parçacıklar kuantum mekaniğinin genel kurallarına uyar ve özel olarak üniter bir tarzda gelişirler.

2005’te Hawking AdS/CFT iletişimi ile paradoksun bilgi koruma açısından berraklaştığını duyurmuş ve karadeliklerin bilgiyi koruduğu maddesel bir mekanizma öne sürmüştür.

Nükleer Fizik ve Yoğun Madde Uygulamaları

Parçacık hızlandırıcılarda üretilen ve maddenin egzotik bir hali olan kuark-gluon plazma AdS/CFT iletişimi kullanılarak üzerinde çalışılan bir fiziksel sistemdir. Maddenin bu hali altın veya kurşun çekirdeği gibi ağır iyonlar yüksek enerjilerde çarpıştığı zaman anlık kısa zamanlarda ortaya çıkar. Böyle çarpışmalar, Big Bang’den 10⁻¹¹ saniye sonrasındaki şartlara benzer.

AdS/CFT iletişiminin en meşhur örneği, AdS5 × S5 ürün uzayı üzerinde IIB tipi sicim teorisinin 4 boyutlu sınır üzerinde N=4 süpersimetrik Yang-Mills teorisine eşdeğer olduğunu belirtir. Bu örnekte yerçekimsel teori kuantum kromodinamiği ile bazı ortak özellikler paylaşır ve nükleer fizik içerisinde, özellikle kuark-gluon plazma çalışmasında uygulamalar bulunmuştur.

Bu açıklama Vikipedi kaynaklarından uyarlanmıştır ve şu lisans altında sunulur: CC BY-SA 4.0.

İlginizi Çekebilir: Süper Kütleli Karanlık Delikler Yıldız Doğumunu Tetikleyebilir: Seyfert Galaksilerinde Sürpriz Buluş →
Kaynak: Vikipedi (Wikipedia) ↗
Forumda sor / tartış

Henüz yorum yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzayı.com'da ara

En az 3 karakter yazın.

Keşfet