Satürn’ün Titan adlı uydusunda, su yerine metan yağmurunun düştüğü ve buharlaşarak tekrar bulutlara dönen alışılmadık bir “su döngüsü”nün varlığına dair yeni araştırmalar ortaya kondu. Bu iki ayrı araştırma ekibi, Cassini uzay aracından elde edilen verileri inceleyerek Titan’ın yüzeyindeki bu ilginç olayın nasıl gerçekleştiğini anlamaya çalıştı. Cassini, Satürn sisteminde 2005-2017 yılları arasında görev yapmış ve bu süre zarfında Titan hakkında çok önemli gözlemler sağlamıştı.

NASA’nın Jet Propulsion Laboratory’deki gezegenbilimci Rosaly Lopes, “Titan, Dünya dışında yüzeyinde sıvı bulunduğunu gördüğümüz tek gezegensel cisimdir,” diyor. “Bazı bilim insanları Titan’ı ‘Güneş Sistemi’nin Dünya’sı’ olarak adlandırıyor.” Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki gezegenbilimci Shannon MacKenzie ise, “Titan Güneş Sistemi’ndeki en ilginç uydu. Bu konuda bazılarını kızdırabilirim, ama benim için bu gerçek,” diyor.

MacKenzie’nin araştırması, ilk olarak göl gibi görünen ancak daha sonra kuruyan üç küçük oluşumu inceliyor. Bu durumun, metanın ya buharlaşması ya da çevredeki yüzeye sızmasıyla açıklanabilir. Bu “kayıp göller”nin varlığı, Titan’da mevsimsel değişikliklerin yaşandığını gösteriyor olabilir. Ancak, Cassini’nin ilk ve ikinci gözlemleri arasında yedi yıl gibi bir süre olduğu için, bu durumun farklı faktörlerden kaynaklanabileceği de unutulmamalı.

MacKenzie ve ekibi, farklı enstrümanların kullanıldığı iki ayrı gözlem arasındaki farkları da hesaba katmışlar. Ancak, yine de ilk gözlemde metan gölünün varlığına dair güçlü kanıtlar olduğuna inanıyorlar. Eğer bu durum farklı bir olaya bağlanabilirse bile, bu durumun Titan’ın jeolojisi hakkında önemli bilgiler sağlayabileceği belirtiliyor. Özellikle, Titan’daki sedimentlerin “ön-biyolojik kimya” için kritik öneme sahip olduğu vurgulanıyor.

MacKenzie’nin araştırması üç küçük göle odaklanırken, Cassini’nin Titan üzerindeki gözlemlerinde daha büyük göller de tespit edilmişti. İkinci araştırma makalesinde ise, bu büyük göllerin radar verileri kullanılarak incelenmesi üzerine duruluyor. Araştırmacılar, bu verileri analiz ederek göllerin 100 metreden daha derin olduğunu ve çoğunlukla sıvı metandan oluştuğunu tespit etmişler. Bu durum, göllerin yerel yağmurlardan beslendiğini ve yüzeydeki boşluklara aktığını gösteriyor.

Bu durum, Titan’ın altında yeraltı boşluklarına sahip olabileceği ihtimalini ortaya çıkarıyor. Dünya üzerinde de benzer karstik oluşumlar bulunuyor; bu tür bölgelerde su akışı sayesinde mağaralar, kaynaklar ve diğer yapılar oluşabiliyor. Araştırmacılar, Titan’daki yapıların da benzer özellikler gösterdiğini düşünüyorlar. Ancak, tüm göllerin birbirine bağlı kanallar aracılığıyla bağlanıp bağlanmadığı henüz bilinmiyor.

Lopes, “Titan, jeolojik olarak Dünya’ya benzeyen bir gezegensel cisim ve sıvı kütleleri ile yüzey arasındaki etkileşimlerin incelenmesi, daha önce mümkün olmayan bir şeydi,” diyor. Bu yeni araştırmalar, bu tür etkileşimlerin nasıl gerçekleştiğini anlamamıza yardımcı oluyor.

Ancak, bu tür etkileşimlerin uzaktan incelenmesi ve gezegensel cisimlere robotik keşif araçları gönderme gibi yöntemler hala geliştirilmeye ihtiyaç duyuyor. NASA, Titan’a bir drone gönderilmesi planlanan “Dragonfly” projesi üzerinde çalışıyor. Bu görevin 2025 yılında başlatılması ve dokuz yıl sonra Titan’a ulaşması hedefleniyor. MacKenzie ise, “Titan o kadar ilgi çekici ki, kesinlikle oraya geri dönülecektir,” diyor.

Her iki araştırma makalesi de Nature Astronomy dergisinde yayımlanmıştır.

Kaynak: Space.com

Kaynak: space